Tanzimat Döneminde Eğitim Alanındaki Gelişmeler ve Okullar

 

 

Tanzimat Döneminde Eğitim Alanındaki Gelişmeler ve Okullar

 

Tanzimat döneminde yapılan eğitim faaliyetlerinin başında “mektep” denilen kurumun sadece devletin başkenti olan İstanbul için gerekli olmadığı, ülkenin her bir yanında eğitime muhtaç çocuklar olduğu düşüncesinden hareketle, önce büyük vilayet merkezlerinde olmak üzere taşra bölgelerinde de okullar açılması gündeme gelmiştir. Eğitimin yaygınlaştırılması ilkesi esasında bir Tanzimat düşüncesidir.[1]  Kızların eğitimi, sıbyan mekteplerinin ıslahı, usûl-i atîka denen eski eğitim metotlarının yerine usûl-i cedîde diye anılan modern eğitim metotlarının benimsenmesi, idâdîye, sultanî, dârülmuallim denen, öğretimin rüşdiyyeden sonraki aşamalarının açılması bu dönemde meydana gelmiştir. Ancak okul yapımı, araç ve gereçlerin sağlanması genellikle askeri okullar için yapılmıştır. Sivil okullara bu konuda gereken önem verilmemiştir.

            Tanzimat’la birlikte okullara lisân-ı Osmânî, tarih, coğrafya derslerinin yanında bir Batı dilinin programlarda mutlaka yer alması kurallaştırılmıştır. Bir diğer yenilik ise “halka hitap”tır. Ancak bunun kaba Türkçe ile mi yoksa Osmanlıca ile mi olacağı o dönemde tartışma konusu olmuştur. Medrese kökenli devlet adamları, devletin Arapça öğreten medreselere muhtaç olmalarını istemelerinden dolayı resmi dilin Arapça olmasını istiyorlardı. Lisân-ı Osmânî adı altında Türkçe’nin okullarda okutulması bu nedenle işlerine gelmiyordu. Halkla iç içe olmak isteyen devlet adamları ise kaba Türkçe’nin eğitimde kullanılmasını tercih ediyorlardı.

            Tanzimat’a girilirken ülkedeki eğitim, her ikisinin de kaynağı mahalle mektebi olan, taşra’da ve İstanbul’da “dine dayalı” eğitim ile İstanbul ile sınırlı “Batı örneği” eğitimdi. Bu dönemde genel eğitim alanındaki ilk iki sivil okul; Mekteb-i Ulûm-i Edebiyye, Mekteb-i Maârif-i Adlî, tam oturmamış ve sıbyan mekteplerinin biraz daha gelişmişi olan rüşdiyyelerdi.[2] Böyle bir eğitim mirası alan Abdülmecid, Bâb-ı Âlî’deki hükümet yetkililerine bilgisizliği ortadan kaldırmak ve devletin gelişmesini sağlamak için okulların açılmasını söylemişti. Bunun üzerine Meclis-i Vâlâ; din, ordu, bürokrasi kesimlerinden seçilen uzman ve aydınlardan, 13 Mart 1845’de Meclis-i Maârif-i Muvakkat kuruldu.[3] Bu meclisde toplanan kurul bir layiha ile yapılması gerekenleri sıraladı. Sıbyan mektepleri, rüşdiyyeler, dârülfünûn, Encümen-i Daniş’in açılması hususunda görüş bildirdiler. Bu çalışmaları izleyip yönlendirecek bir meclis kurulması gerektiğini vurguladılar. Bu raporun benimsenmesinden sonra Meclis-i Maarif-i Umumiye adını aldı. Osmanlı Devleti’ndeki ilk bilim akademisi gösterilen Encümen-i Dâniş, yapılan bu çabaların sonucu olarak 1851 yılında kuruldu ancak önemli hiçbir şey yapamadan 1860’tan sonra adını iyice unutturdu. Maârif Meclisi ise ders kitapları hazırlatma, yabancı eserleri tercüme etme, tüzükler, yönetmelikler hazırlama, yeni eğitimin ulema elinde oyuncak olmasını önlemek için Mekâtib-i Umûmiyye Nezâreti gibi kurulması gibi çok önemli olan işlerle uğraşmış ve başarılar da elde etmişlerdir. Ancak hala medreselerden çekinildiği için eğitim faaliyetlerine gereği gibi ağırlık verilememiştir. Ziya Gökalp’in deyimiyle “ Asrın terbiyesini memleketimize sokmaya çalışan Tanzimat”, sırtında iki ağırlık taşıyordu: Medrese yükü ve kozmopolit Osmanlı milleti yükü.[4]

            1856 yılında yayınlanan Islahat Fermanı’nda “ Osmanlı uyruğu herkes, devlet okullarının yönetmeliklerindeki yükümlülükleri yerine getirerek askerî ve mülkî okullara kabul olunur” cümlesi geçmektedir. Bu cümle ile azınlıklara da eğitimde çağdaşlaşma konusunda eşit haklar sunuldu. Bu fermanın ilanından on yıl sonra Fransa hükümeti bir nota vererek Osmanlı hükümetinin azınlık okullarına kamu bütçesinden yardım ödeneği vermesini azınlıkların eğitimi için belli başlı taşra merkezlerine de orta öğretim kurumlarının açılmasını, ilköğretimin yaygınlaştırılmasını ve bu amaçla öğretmen yetiştirilmesini, Müslümanlar ve Hıristiyanlar için ortak bir üniversite kurulmasını, meslek okullarının çoğaltılmasını, genel kütüphaneler tesis edilmesini istemiştir. Bu notanın etkisiyle 1861 yılında açılan İnas Kız Rüşdiyyesi’ne azınlık halkın kızları da alınmış. Rüşdiye sayısı 1868’de 87’ye, 1874’de 386’ya çıkartılmıştır.[5] Galatasaray Sultânîsi’nin 1868’de açılmasında da bu notanın etkisi görülmektedir.



[1] Necdet Sakaoğlu, a.g.e, s.69.

[2] Necdet Sakaoğlu, a.g.e, s.70.

[3] Necdet Sakaoğlu, a.g.e, s.71.

[4] Necdet Sakaoğlu, a.g.e, s.71.

[5] Necdet Sakaoğlu, a.g.e, s.71.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !